lütfen sağdaki sponsora tıklayın
1/12/2008
lkemizdeki futbol tutkusu herkesçe mâlum. Öyle ki, bir taraftarın takımını en ön sırada destekleyebilmek için bir gün önceden sahaya gizlice girip, geceyi çimlerin üzerindeki reklam panosunun içinde geçirdiğini bile duymuştum. İnsanların gözü takımlarının maçı olduğu akşamlar hiçbir şeyi görmeyecek noktaya gelebiliyor. En yakın arkadaşlar, hatta dostlar bile bir karşılaşmanın sonunda birbirlerine küsebiliyor dostluklarını bitirebiliyorlar. Bu kadar ilgi, yanında bilgi ve tecrübe de getiriyor mutlaka. Herkes futbol hakkında belli yorumlar yapabilecek(tipik ağzı olan konuşuyor vakası) bilgi seviyesine erişmiş vaziyette. Elbette ki böyle bir topluluğa bir futbol oyununu benimsetmek zor bir iş olmuştur. Fakat Konami, PES serisi ile bu zor işin üstesinden gelmesini bilmiştir.

PES 2009�un büyük büyük babasının dedesi, International Superstar Soccer Pro (1997) Hatırlayacağınız üzere PES serisinin ilk oyunu(= winning eleven 5) 2001 yılının ekim ayında PlayStation ve PlayStation 2 platformları için çıkmıştı ve oldukça beğenilmişti. Oyunculara farklı bir deneyim vaat eden bu oyunu biz PC oyuncuları ancak 2 yıl sonra deneyecektik. Bu bizim için öyle bir deneyim olacaktı ki bir daha gamepadleri elimizden düşüremez hale gelecektik. Gerek sıra dışı ama gerçeğe çok yaklaşan oynanabilirliği, gerekse verdiği eğlence ile futbolseverlerin birçoğunun gözdesi olacaktı PES.
Serinin en beğenilen oyunu PES 6 idi. Oynanabilirlikte zirveye çıkmıştı, bu da PES'in futbol oyunları arasından iyice sıyrılmasını ve futbol sevdalılarının neredeyse tamamının bu seriye yönelmesine sebep olmuştu. Bu büyük bir başarıydı. Fakat ne olduysa Konami çalışanları bu güzel oynanabilirliği değiştirdiler PES 2008'de. Oyuncular beklediklerini bulamadılar. Grafikler gelişmişti ama malesef artık PES eskisi gibi değildi. Yapımcılar PES 2009 için oyuncuların içini rahatlatmak istiyordu. PES 6'daki oynanışı birçok yenilikle geri getireceklerini açıklamışlardı. Bu açıklamalar biz oyuncuları birkaç aylık bir bekleyiş uçurumundan aşağı itivermişti.

International Superstar Soccer�in torununun torununun oğlu Pro Evolution Soccer 2009 Bekleyişimiz sona erdi ve PES 2009 hard-diskimizde yerini aldı. Her yeni PES'te olduğu gibi bu sene de güzel bir soundtrack eşliğinde başarı ile hazırlanmış bir giriş videosu karşılıyor bizi açılışta. Hemen sonrasında karşımıza gelen menü gerek verdiği hava, gerek renk paleti olarak olarak video ile birebir uyum içinde. Menü dizaynı bu sene çok başarılı. Özellikle açık renklerin tercih edilmiş olması daha hoş bir görüntü sunuyor. Taktik ayarlarını belirlediğimiz ekran, ana menü, maç öncesi ayarları için kullandığımız menü bir önceki oyuna göre daha şık görünüyor. Bu durum da oyunun havasını olumlu yönde etkilemiş. Menülerde gezindiğimiz sırada bize eşlik eden müzikler de çok güzel. Oyunda toplam 60 farklı şarkı bulunmakta. Ana menüde bulunan gallery seçeneği ile playliste ulaşabilir hangi şarkının hangi ekranda çalacağını ayarlayabilirsiniz. Bu ayarları yapmazsanız sürekli aynı şarkılara denk gelme olasılığınız bir hayli yüksek. Özellikle Master League gibi oyun türleri sırasında oldukça sık dinleyeceksiniz şarkıları ve malesef bir süre sonra insan "artık yeter" noktasına gelebiliyor. Bu gibi durumların önüne geçmek için playlist editore bir uğrayın.
"Bir Kafa, ve Gol!" PES'in seslerinden pek haz etmemişimdir şimdiye kadar. Bu sevimsiz durum 2009'da da değişmedi malesef. Tamam ses kayıt kaliteleri başarılı ama bir futbol maçındaki atmosferi yansıtamıyor. Taraftar sesleri de yine bekleneni veremiyor. Sanki yoldan geçen bir grup elemanı toplamışlar ve demişler ki "hadi maçtaymışcasına bağırın da kaydedelim, oyuna koyacağız" şeklinde bir kayıt hissi var. Türk takımları ile oynadığınız maçlarda ise taraftarlar sadece "Türkiye,Türkiye" diye bağırıyorlar. Taraftar sesleri konusunda eklemek istediğim bir şey daha var. Artık edit menüsünden istediğimiz tezahüratları ekleyebiliyoruz. Tabi kaç kişi bununla uğraşır diye düşünmeden de geçemediğim bu yeni özellik en azından oyuna biraz daha çeşitlilik katacaktır. Karşılaşmaları bizlere (İngilizce versiyonda)John Champion ve Mark Lawrenson güzide anlatım ve yorumları ile aktarıyorlar. Maç anlatımı konusunda da PES taraftar seslerinde oluğu gibi başarısızlığını sürdürüyor. Aralarda takılmalar, bazı anonslarda gecikmeler, soğuk ve ruhsuz bir anlatımla birleşince anlatımları kapatarak oynanacak maçlar bekliyor bizleri.
Hava Güzel, Zemin Futbola Müsait Görünüyor Grafik konusunda Konami bu sene biraz kendini frenlemiş gibi görünüyor. Zira PES 2008'de ilk defa NextGen efekt teknolojileri kullanılmıştı ve bu durum birçok oyuncunun beğenisini kazanmıştı. Ama bu konuda yapımcıların atladığı bir nokta vardı ki, bu herkesi rahatsız etmişti. Evet grafikler gerçekten çok şık görünüyordu ve yeni nesle ayak uyduruyordu(yüzde yüz başarılı olmasa da), peki birçok oyuncu bu grafikleri akıcı bir şekilde göremeyecekse ne anlamı vardı bütün bunların? Sistemleri yetmeyen oyuncular çareyi grafik kalitesini düşürmekte aradılar ama o da ne? Kaliteyi en düşüğe getiren oyuncular gözlerine inanamadı, ortada ne bir seyirci vardı ne de doğru dürüst kaplamalar. Orta seviyede oyun oynanabilir düzeydeydi belki ama sonuç en düşük seviyede faciaydı. Zaten atmosferi çok zayıf olan bir oyun artık oynanmaz hale geliyordu. Bu sene yapımcılar geri adım atma kararı aldılar ve hem özel efektleri azalttılar hem de mevcut grafikler üzerinde optimizasyona gittiler. Sonucun göreceli olduğunu söylemek istiyorum en başta. Eğer PES 2008'i en yüksek grafik seviyesinde akıcı bir şekilde oynamışsanız 2009'un grafiklerinden pek memnun kalmayacaksınız. Çünkü ortam artık çok daha yavan görünüyor. Bu durumun ardında azaltılan görsel efektler yatıyor, azaltılan post-processing efektleri, taraftarların ikinci boyuta geçirilmiş olması gibi bir çok sebep sayabiliriz. Bunun yanında PES 2008'i orta seviye ya da en düşük seviye grafiklerde oynadıysanız emin olun bu sene sizi daha hoş grafikler bekliyor. Grafiklerdeki bazı detayların çok güzel göründüğünü, kaldırılan görsellerin ise bir kayıp olduğunu düşünürsek PES 2009'un grafikleri için ne daha başarılı ne de daha başarısız diyemeyeceğim.
Bizleri serinin en başından beri kendine bağlayan oynanabilirlik unsuru PES 2009'da da oyuncular tarafından ağır yorumlara tabi tutulacak gibi görünüyor. Geçen sene oynanış ve oynanabilirlik daha önceki PES'lere göre malesef başarısızdı ve oyun beni 2 haftadan fazla başında tutamamıştı. Yapımcılar bu sene biraz da olsa ders almışa benziyorlar bu konuda. Zaten oyun çıkmadan önce de yazının başında belirttiğim açıklamalarla bizleri heyecanlandırmışlardı. Fakat bu açıklamaları bir hata olarak görüyorum ben. Bizleri heyecanlandırmakla pek iyi etmediler çünkü herkes tam kıvamında bir PES oynanışı beklemeye başlamıştı. Spor oyunlarında şimdiye kadar gördüğüm en net şey şudur ki, oynanış çok ama çok öznel bir kavram. Bu bir FPS için ya da bir strateji için bu kadar öznel değildir fakat spor oyunları için böyle. Herkesin aradığı tat farklı olduğundan PES 2009'un oynanışı şöyle iyidir ya da şöyle kötüdür yorumunu yapmak yanlış olacaktır kanısındayım. Durum böyle olduğundan basitçe PES 2009'un oynanışında etkili olan birkaç özellikten bahsedeceğim. Top fiziğinin başarısı bu seride her zaman favorim olmuştur. Bu sene de bu gelenek bozulmamış fakat bazı istisnalar var. Artık top yerinde duramıyor. Sanki içi çok fazla havayla doldurulmuş gibi sekiyor da sekiyor. Şutlarımız da bunu etkisinde kalıyor. Az bir güçle bile çekilen şut zamanında Hami'nin vurduğu(hani şu spor arabalarının hızlarını cebinden çıkaran) şutlara dönüşebiliyor. Paslarda da topun bu hiperaktifliğini açıkça görmek mümkün. Sanırım bu, oyunun hantallıktan kurtulması için yapılmış bir hamle fakat çok başarılı olduğunu söyleyemem.
Oynanıştaki bir diğer etmen ise oyuncuların özellikleri. Artık oyuncular genel olarak daha çevik. Çabucak hızlanıyorlar, çabucak yön değiştiriyorlar. Tabi genel olarak söylüyorum bunları. Her oyuncu için birebir böyle değil, olmaması lazım da. Tamam oyuncular çevikleşmiş ama bu durum PES 2008'e göre. Eğer yetenekleri orta düzeyde bir orta saha oyuncusuyla top taşımaya kalkarsanız pek başarılı olamıyorsunuz. Artık daha çok pas yaparak, stratejiler geliştirerek oynamak zorundasınız. Bu yeni ve biraz daha farklı oynanışa ayak uydurmanız biraz zaman alabilir fakat alıştıktan sonra eğleneceğinize eminim. Geçen sene ile bu sene arasında oynanış konusunda büyük fark olduğu açık. Bu farkı bir artı olarak yorumluyorum. Son olarak oynanıştaki bu çok küçük detaylara takılmamanızı öneririm.

Oyuncuların formalarının gerçekçi bir şekilde buruşması harika görünüyor. Ben Efsaneyim PES 2009'un şüphesiz en çok beklenen yeniliği "Become A Legend" moduydu. Herkesin kendisini yöneteceği ve sahada hariklar yaratacağı(yaratmaya çalışacağı) bu mod çok konuşulacak gibi. Öncelikle kendimizi oluşturarak başlıyoruz futbolculuk serüvenimize. Yüzümüz, vücudumuz, maç sırasında kullanacağımız her aksesuara kadar bir futbol oyunu için oldukça yeterli detay içeriyor karakter oluşturma kısmı. Buradaki en önemli seçeneğimiz ise sahadaki pozisyonumuz. Sahanın neresinde oynamak istiyorsak orayı seçiyoruz fakat malesef her mevkî açık değil. Bir defans ya da kaleci olamıyoruz. Tamam kaleciyi oynamak sıkıcı olabilir bazı oyuncular için ama bu seçeneği(özel kamera desteğiyle) 2010'da dört gözle bekliyorum. Karakter ayarlamalarınızı yaparken dikkatinizi çekebilecek bir şey doğum tarihimizi(ve cinsiyet?) belirleyemiyor olmamız. Bu da demek ki bu moda herkesin 17 yaşında başlamak zorundayız. Zaten çok geç başlamak da o kadar iyi değildir futbola, hatta 17'nin bile epey geç olduğunu söyleyenler var. Ama şu da var ki 17 yaşında başlamış olmamız futbol konusunda tamamen sıfır olduğumuz anlamına gelmiyor. Belli ki bu yaşa kadar birşeyler yapmışız ve adı sanı bilinmeyen bir takım bizi adam eksiği sebebiyle kadrosuna katmış. Bu maçta sergilediğimiz performansa göre "Master League" takımlarından birisi veya bir kaçı size talip oluyor ve siz de göz kamaştırıcı futbol dünyasına girmiş bulunuyorsunuz. Bu noktadan sonrası ise çok daha heyecan verici. Takıma girdikten sonra ilk 11 savaşı başlıyor. Her hafta as takım ile yedekler maç yapıyor ve bu maçlarda sergiledikleri performansa göre teknik direktör yeni 11'ini bir sonraki hafta rakip karşısına çıkarıyor. Bu as-yedek maçları sırasında teknik direktör yedek oyunculardan kurulu takımı bir sonraki rakibin dizilişine göre kuruyor. Bu da ona as takımın karşılaşabileceği tehlikeleri göstermesinde oldukça yardımcı oluyor. Oldukça güzel düşünülmüş bir detay. Bir süre sonra iyice gelişiyorsunuz ve iyi maçlar da çıkarırsanız as takımdaki yerinizi alıyorsunuz, tabi yedek olarak. Yedek olduğumuz zaman kulübede oturuyor ve maçı TV kamerasından izliyoruz. Bu sırada maçı ister alıştığınız oyun hızında ister ileri sarma şeklinde izleyebiliyorsunuz. Teknik direktörün uygun gördüğü bir anda oyuna giriyoruz. Bazen hiç oyuna dahil olamıyoruz, oynanan maçın ve takımın durumuna göre değişiyor bu durum ve asla monoton değil. Oyuna alındığınız ilk dakikadan itibaren iyi bir performans sergilemekle yükümlüsünüz. Unutmayın, as takıma alınmanız demek kadro dışı kalmayacaksınız demek değil. Maçlarda başarılı bir performans sergilemek asıl amacınız. Peki nasıl oluyor bu başarılı performans? Bunun için öncelikle kendinizi değil takımınızı düşünmeli bencilce oynamamlısınız. Takımdaki görevinizi yerine getirmeye çalışırken bencilce davranmamalısınız. Ayrıca top sizde değilken sahada doğru pozisyon almanız da oldukça önemli. Kimse sahada her topa koşan, doğru dürüst pozisyon alamayan bir oyuncuyu oynatmak istemez değil mi?
Become A Legend modunda transfer olayının da başarılı olduğunu belirteyim. Bir yıl içinde sergilediğiniz performansa göre transfer dönemlerinde size teklifler gelebiliyor. Eğer çok başarılı bir futbolcuysanızı milli takıma bile çağırılabiliyorsunuz. Become A Legend modu bu kadar değil elbette. Takımlar açısından durum Master League gibi. Yani siz maçlarınızı oynarken onlar da oynuyorlar. Kuparlara katılıyorlar(hatta Avrupa Kupası, Dünya Kupası bile mevcut), kendi liglerinde şampiyonluk için savaıyorlar. Siz de dünyadaki(PES'de kaç takım varsa yani. Buna değineceğim ayrıca) tüm takımlardan oyunculara kadar herkesten haberdar olabiliyorsunuz.
Tek kişi olarak oynadığımız bu modda bize birden çok kamera seçeneği sunuluyor. İsterseniz hep alıştığınız TV kamerasında, isterseniz de 3. kişi gözümnden oynayabiliyorsunuz. Kamera açılarında çeitliliğin sunulmuş olması karşılaşılabilecek bir çok sorunu gidermiş. Ben saha içinde oynuyormuş hissini almak için 3. kişi gözünden oynuyorum fakat bu şekilde oynarsanız etrafınızı rahat göremiyorsunuz ve bir gözünüz radarda oynamak zorunda kalıyorsunuz. Bu kamera için etrafa bakma özelliği eklenseydi çok daha iyi olurdu.
Top bizde değilken takım arkadaşlarımızın yapay zekalarını oldukça net izleyebiliyoruz. Bu konuda yapımcılar yine iyi bir iş çıkarmış. Şöyle ki eğer iyi bir takımdaysanız bu demektir ki takım arkadaşlarınızın futbol kalitesi yüksek ve maç içinde takım olarak iyi hareket ediyorlar. Paslaşmalar eğer kötü bir takımadysanız bunun tam tersi oluyor.
Bunun dışında diğer kamera açıları gayet başarılı. Bu modda en başarılı ve beni en çok eğlendiren noktalar ise bizim gerçek bir oyunculuk yapıyor olmamız ve maç içinde diğer oyuncuları kafamıza göre yönlendiremiyor olmamız. Yani hem takımı kurup, hem taktikleri düzenleyip hem de maç içinde top bizde değilken diğer oyunculara direktifler(top bir arkadaşımızdayken şut tuşu ile şut çekmesini emretmek gibi) verebilme oldukça saçma olacaktı.

Konami bu sene iyi bir iş çıkarmış. Üstadların LigiMaster League modu ise birkaç eklenti dışında hep alıştığmız gibi. Yine ister kendi yarattığımız takımlarla, ister Master League takımlarıyla istersek de dostluk maçlarındaki takımlarla oynayabiliyoruz. Bu seneki yenilikler oynanışı bir hayli geliştirmiş ve Master League oynanabilirliğini biraz daha ilerletmiş. Artık Master League(ML)'de takmımızın popülarite durumu oldukça önemli hale gelmiş. Bu demek oluyor ki elinzide çok para olsa bile takımın popülaritesi almak istediğiniz oyuncunun popülaritesinden düşükse o oyuncuyu almak epey zor demektir. ML 2009'da 2. ligdeki takım sayısı azaltılmış ve artık o kadar çok maç yapmadan bir üst lige çıkabiliyorsunuz, bu olumlu bir gelişme. Ayrıca artık diğer takımlar arasındaki maçlar da oldukça gollü ya da kısır geçebiliyor. Bunu etkileyen öncelikli faktör karşılaşan takımların birbirine göre kalitesi. Geçen sene büyük takımlar her zaman avantajlı durumdayken artık böyle birşey yok. Ayrıca bu moda bir de scout özelliği eklenmiş. Takımın scout'u bize belirli haftalarda bizim belirlediğimiz oyuncular hakkında detaylı bilgiler veriyor o oyuncu hakkında yorumlar yaparak transfer konusunda yardımcı oluyor. Kısacası ML geçen seneye göre daha zorlayıcı, daha gerçekçi ve daha oynanabilir olmuş.
We Are The ChampionsBu sene bir başka öne çıkan mod ise Şampiyonlar Ligi(ŞL). Her sene Avrupa başta olmak üzere tüm dünyanın ilgiyle takip ettiği bir kupa olan ŞL'ni bu sene Konami paraya kıydı ve PES'e dahil etti. Evet bu iyi birşeymiş gibi görünüyor olabilir ama durum çok farklı malesef. Bir kere lisans sorunu var bu modda bile. Konami ŞL'ni almış ama bazı takımları dışarıda bırakmış. Bayern Münih'ten Werder Bremen'e, BATE Borisov'dan AaB'a kadar eksik takım dolu malesef bu mod. Ayrıca ŞL kupasına başlamak istediğiniz zaman düzenli grupları bulamıyorsunuz. Bu da yetmezmiş gibi bu sene ŞL'nde mücadele etmeyen takımlar da işin içine giriyor. Ama ille de ben o havayı yaşamak isterim takımların olmaması önemli değil diyorsanız, hem görsel hem de işitsel olarak tam bir ŞL havasına gireceğinizden emin olun. Tabi bu hava maça girene kadar geçerli. Maça başladıktan sonra aynı PES atmosferi geri geliyor. ŞL modunda en beğendiğim özellik ise müzikleri oldu. Orijinal ŞL Marşı'nı birçok değişik şekilde coverlamışlar ve ortaya atmosfere uygun muhteşem müzikler çıkmış. Konami ŞL'nin altından kalkamadığını söylemek benim için büyük acı ama yapacak pek bir şey de yok. Malesef muhteşem ŞL organizasyonu Konami'nin PES'i satabilmek için oynadığı bir reklam oyuncağı olmuş.
90'+4'PES 2009 bu sene bize getirdiği yeniliklerle oynanmayı hak eden bir futbol simulasyonu. Atmosferin, seslerin ve ŞL'nin genel olarak başarısız olması PES'in futbol simulasyonu olma özelliğini kapatamıyor. Geçen seneye nazaran daha doyurucu bir PES ile bir seneyi daha geçireceğiz. En azından bu sene benim için oynayacak bir futbol oyunu var elimde. Herkese iyi oyunlar.
8/10
trgamer
Yorum (yok)
Yorum yaz!
Kalıcı Bağlantı
internetten para kazanma yolları
lütfen sağdaki sponsora tıklayın
1/12/2008
ram Stoker, 1897'de kaleme aldığından günümüze türlü şekillerde karşımıza çıkan Dracula, oyun dünyasında da birçok oyuna esin kaynağı oldu. Yıllardır emdiği kanlara rağmen, etini, sütünü ve yününü oyun ve film yapımcılarına bırakmış Dracula'yı bir adventure oyunu olarak tekrar karşımızda görmek, "yine mi hüsran ?" sorusunu mutlak ki getirdi akıllara. Amma velâkin yapımcı koltuğunda Voyage, Nostradamus, Cleopatra gibi oyunlarla özel bir kitle edinmiş Kheops Studio nun olması umudumuzu yeşertmeye yetti. Daha önce dreamcatcher tarafından çıkarılan, iki vasat sayılabilinecek oyundan sonra Kheops Studio'ya emanet edilen serinin üçüncü versiyonu Dracula 3: The Path of the Dragon bakalım kont dracula hazretlerine yaraşır bir oyun haline gelmiş mi?
Ejderin yolunda Bruce Lee�nin uzağında
Senaryo açısından Bram Stoker'ın eserinin tamamlayıcı niteliğindeki ilk iki oyundan sonra, bu sefer olaya dışarıdan, bir rahibin gözünden bakıyoruz. Oyundaki baş karakter peder Arno Moriani Vatikan tarafından, Transilvanya'da hayatını kaybetmiş Doktor Martha Calugaru'nun azize mertebesine yükseltilip, yükseltilmemesiyle ilgili araştırma yapıp, rapor sunması amacıyla Transilvanya'ya gönderilir. Martha Calugarul'un Mezarında dua eden yerli halk, duaların kabul olduğundan ve hastaların iyileştiğinden bahsetmekte, kilisede Martha'yı azize ilan ederek olaya dinsel bir kulp bulma amacındadır. Arno Moriani Transilvanya'da yaptığı çalışmalarında her yolun Dracula'ya çıkmasıyla, kilise pedere yeni bir görev vererek, bu hurafeyi açığa çıkarmasını ve insanları tekrar dine yönlendirmesini ister. Ve bu şekilde pederin Türkiye'yi de içine alan ejderin yolu üzerindeki macerası başlamış olur.
Anlayacağınız üzere oyunumuz canavarlar, vampirler ve fantastik masallar üzerine kurulmuş bir oyun değil. Yaşamış karakterleri referans veren, gerçek araştırmalar ve tarihin üzerine, anlatılan dracula hikâyelerini serpiştiren bir oyun. 1. dünya savaşından, Osmanlı-Romanya-Macar ilişkilerine, Gizli topluluklardan, Vlad Tepeş'in hayatına kadar birçok gerçek tarihi olgular ve anlatılan hikâyelerle, yazılan romanların bir sentezini görebiliyorsunuz oyunda. Şunu da eklemeden geçmeyeyim, oyunun çok(hatta çok) büyük bir kısmında hiç bir vampire rastlamayacaksınız. Çoğu kimse bunun oyun için bir eksi olduğunu düşünse ve daha çok kan, vampir beklese de bence oyunu iyi kılan en önemli tarafı.

Piyasada birçok eleştirel oyuna rastlamak mümkün. Savaş oyunlarındaki politik göndermeler ve RPG'lerdeki dini göndermeler vs. Bu göndermeler, eleştiriler genelde metaforlar kullanılarak ya da gizlenerek yapılmakta. Yani cesurca yapılan eleştirilere rastlamak zor. Mesela 5-6 ay önce piyasaya çıkan ancak hala Türkiye'de dağıtıcı bulamayan Türk yapımı Culpa İnnata'da kapitalist düzene karşı yerinde, direkt göndermelere rastlamıştık. Oyunumuz Dracula'da da iki yönlü yani hem cesurca, hem de alt mesaj olarak sağlam eleştirilere rastlıyoruz. Özellikle tabu olmuş din ve politika konusunda çok güzel göndermeleri ve eleştirileri olduğunu göreceksiniz oynarsanız eğer.
Oyunumuza 1920'lerin Transilvanya'sında geçiyor. Yani tüm 1. dünya savaşına katılan ülkelerde olduğu gibi Romanya'da da yaraların sarılmaya çalışıldığı bir dönem. Transilvanya'da bu savaştan oldukça etkilenmiş bir bölge olarak karşımıza çıkıyor. Yıkık dökük binalar, boşaltılmış savaş bölgeleri ve insanların psikolojileri bunu oldukça iyi gözler önüne seriyor. Savaştan çıkan bir ülkenin-şehrin atmosferi oldukça iyi yansıtılmış olsa da bunun getirisi olan oldukça boş, oldukça yalnız şehir açıkçası biraz sıkıcı bir atmosfer yaratıyor. Transilvanya dışında Türkiye ve Bulgaristan'da uğranılan yerler arasında. Çok ipucu vermek istemiyorum ama Türkiye bölümü ile ilgili çok bir şey beklemeyin.
Kazıkla, sarımsakla olmaz bu işler bulmaca çözmek gerekOyunumuz klasik First-Person Adventure'ın tipik bir örneği. Artı olarak Kheops Studio nun önceki oyunlarında da gördüğümüz acımasız puzzle ları ekleyin. Acımasız kelimesini puzzlelar için mecazi anlamda kullanmış olsam da, yapımcıların için kullanmamın hiçbir mecazi tarafını görmüyorum. Bir oyunda puzzle ların zor olması onu kötü bir oyun yapmaz elbette ancak oyuncu profilini daraltması yani antrenmansız oyuncuya şans tanımaması ya da tam çözüme mahkûm bırakması bana göre eksi bir puandır. Gerçi elinizdeki dokümanlar ve peder Arno'nun günlüğü size ipuçları verse de yeterli olduğunu söylemek zor. Bu oyunun kötü olduğu anlamına gelmediği gibi puzzle'ların da kötü oldu anlamına gelmesin. Bir-iki tane saçma puzzle dışında kalanların oldukça yaratıcı ve zekâ işi olduğunu söyleyebiliriz. Ama dediğim gibi çözmesi oldukça zor.
Oyunun inventory kısmı yani eşyaların, dokümanların toplandığı bölümü açıkçası çok kullanışlı değil. Mesela elinize aldığınız bir eşyayı sağ tıklayıp inventory'e bıraktığınızda eşya direkt o bölümde sıralanmıyor, önce üst taraftaki bir kutucuğa yerleşiyor ve siz onu oradan eski yerine koymadıkça da oradan ayrılmıyor ve daha sonra aldığınız eşyalar da o kutuda üst üste biniyor. Aslında bu sistem neredeyse tüm Kheops Studio oyunlarında gördüğümüz bir sistem. Önceki oyunlarda elimize çok fazla eşya aldığımız için, hem aldığımız eşyanın nerede olduğunu kolay bulabilmek, hem de elinizdeki son eşyayı çabucak çıkarabilmek için bu eklenti faydalı oluyordu. Ancak Dracula 3'de ne elinize çok eşya alıyorsunuz nede eşyaları birleştirebiliyorsunuz Bu sebeple de bu sistem oyunu yavaşlatmaktan başka bir işe yaramıyor. Eşyanın zıddına oyunda birçok doküman var. Ancak benzer dokümanları yan yana dizebileceğiniz daha doğrusu düzenli bir şekilde dokümanlarınızı dosyalayacağınız bir sistem maalesef yok. Sadece alfabetik düzene göre ya da aldığınız mekâna göre sıralayabiliyorsunuz. En azından dokümanları print etmek için bir araç koysalarmış, biz çıktı alıp dosyalardık.
Kana kan susadım, Voyvoda'mı arıyorum Görsel bir cümbüşten bahsetmek zor ancak bir Adventure oyunu için vasatın üzerinde grafiklere sahip Dracula 3. Özellikle dış mekânlar hiç göz tadımızı bozmasa da, karakter modellemeleri(her karakter değil) sırıtabiliyor. Kapkaranlık mekânlara eklenmiş gren efekti de mantık dışı olsa da bence günü kurtarır. Oyunun müzikleri hiç kulağı yormuyor, yerine göre yükselip alçalıyor ve atmosferi tamamlıyor. Oyunun kontrolleri de klasik adventure tarzında,360 derece dönebilme yetisine sahipsiniz.
Sonuç olarak elimizde eleştirel yönüyle fark yaratan, adventure oyuncularını hoşnut edebilecek ama tecrübesizleri puzzleları ile çileden çıkarabilecek bir oyun var. Eğer kan, vampir, vahşet falan bekliyor ve Adventure�lara mesafeli kalıyorsanız uzak durun ama tecrübeli bir Adventure oyuncusu iseniz ve eleştirel tarzda yapıtları beğeniyorsanız tam size göre. Kheops oyunlarını beğenenler zaten kaçırmasın.
7/10
trgamer
Yorum (yok)
Yorum yaz!
Kalıcı Bağlantı
internetten para kazanma yolları
lütfen sağdaki sponsora tıklayın
1/12/2008
bisoft, FarCry'ın isim haklarını almasının ardından Montreal stüdyolarında FarCry 2'nin yapımına başlamıştı. Oyunun uzun süren video yağmurunun ardından geçtiğimiz günlerde nihayet kendisine de kavuştuk. FarCry ile birlikte FPS kavramına yeni bir soluk getiren ve Crysis ile bu türün devamına imza atan Crytek'in mirasına bakalım Ubisoft sadık kalabilmiş mi?
FarCry 2 önceki oyunun aksine birçok yeniliğin yanı sıra önceki oyundan aldıkları ile de çok konuşulacak bir oyun. O yüzden FarCry beklentilerinizi bir kenara bırakıp oyuna yeni bir oyun gözüyle yaklaşırsanız daha hoşnut olacağınızı düşünüyorum. FarCry 2, senaryoya bağlı olarak önümüzdeki düşmanları vurarak, sırayla bölüm geçerek ilerlediğimiz bir FPS oyunu değil. Hele bir FarCry ya da Crysis hiç değil. Daha önce bu türe yakın olarak STALKER'ı örnek verecek olursam, ondan RPG öğeleri daha aza indirgenmiş bir FPS oyunu olarak karşımıza çıkıyor. Tipik FPS kavramının dışına çıktığınız zamanda haliyle alışılmış oyun tarzını da bir kenara bırakmış oluyorsunuz. Aslında FarCry 2 oyuncuların yabancı kaldığı ya da bilmediği özellikleri de içermiyor. Daha önce FPS türüne RPG ögelerini ekleyen oyunların iyi yanlarını almış ve oyuna dahil etmiş. Bu noktada FarCry 2 alışılmış FPS kavramının da dışına çıktığı için hikaye ve özelliklerinden önce oyunun oynanışıyla ilgili olarak başlamak istiyorum.
FarCry 2 50 km2'lik dev bir alanda geçiyor. Afrika'nın uçsuz bucaksız atmosferinde bu büyüklükte hazırlanmış bir oyunda bir yerden bir yere gitmek kolay olmayacağı için oyunda bir GPS harita sistemi düşünülmüş. Tabi yine bu alışılmış tıkla ve yönünü bul tarzında bir GPS sistemi değil. Bir harita üstünde gideceğiniz yeri gösteren bir sistem. Oyunun en kötü kullanılmış özelliği olduğunu da bu noktada ekleyeyim. '5' tuşu ile açtığınız harita ile üzerinde gideceğini yerleri, silah dükkanlarını, kalacağınız güvenli mekanları ve arkadaşlarınızın bulunduğu yerleri görebiliyorsunuz. Harita tamamıyla ekranı kapladığı için bir yandan bakayım bir yandan gideyim olayı olmadığı için oyuncuyu bir hayli zorluyor. Bazen bulmanız gerekenleri de bu harita vasıtası ile tarayacağınız için kullanımını başarısız bulduğumu söyleyebilirim. Yine harita kullanımı esnasında Monocular dürbünü sayesinde mekanlar arasında tarama yaparak aradığınız şeylere daha çabuk ulaşabilirsiniz. Ek olarak yön bulmadaki karışıklığa kendimce şöyle bir çözüm geliştirdim, araçla ya da yayan giderken güvenli bir yer bulunur, harita açılır ve ilerlenir, uzun yerlere ulaşım için bir kaç dakika aralığıyla tekrar edilir ve gideceğimiz yer bulunur. Harita sisteminin ardından ulaşım özelliklere geçelim.
Bir yerden bir yere gitmek için kullanacağınız araçlar genelde yakınlarınızda ya da düşman güzergahlarında olabiliyor. Bulunduğunuz mekana bağlı olarak araç çeşitliliği de çeşitlilik gösteriyor. Nehir kenarında bazen bir tekne, çölde gitmenize olanak verecek cipler, paratoner, bazen de 88 model külüstür aracınız can kurtaranınız olacak. Bazen de araçsız kalıp en yakın otobüs durağına konuk olacaksınız. Oyunda araçlara çok fazla ihtiyacınız olduğu için aksiyon esnasında araçlara fazla zarar vermemeye bakın. Az hasarlı araçları da yine tamir ederek kullanılır kıvama getirmek mümkün. Oyunda ince düşünülmüş ayrıntılardan sadece bir tanesi. Oyunda ilerledikçe bu araç özelliklerini de kazandığınız elmaslar vasıtası ile silah dükkanlarında yükseltebiliyorsunuz. Oyun boyunca zaman kavramı değişiklik gösterdiği ve mekanlar arası mesafe uzun olduğu için kalabileceğiniz güvenli noktalar da düşünülmüş. GTA tutkunlarının alışık olduğu bu mekanlarda, oyunu kayıt edebiliyor, satın aldığınız silahları değiştirebiliyor ve dinlenebiliyorsunuz. Dinlenme özelliği bulunduğunuz saat dilimi içinde dinleneceğiniz saati ayarlayarak oyunun içinde olduğu saat dilimini değiştirmenizi sağlıyor.
Bazen bu görevleriniz için gerekli bazen de gece oynamak can sıkıcı bir hal aldığından gerekli bir hal alıyor. Bu esnada gerçekleşen gece gündüz zaman değişimi de çok iyi düşünülmüş. Ayrıca oyunda kullandığınız silahlarda bir süre sonra kullanılamaz hale geldiğinden, bazı silahları da etrafta bulması zor olduğundan bu güvenli mekanlar uğrak noktalarınız oluyor.
Oyunda kullanacağınız silahlarınız klasik FPS oyunlarını aratmayacak sayıda. Çeşitli makineli silahları, Sniper tüfekleri, Pompalı, Law silahı, dostunuz AK-47, Bazoka, kendi hazırladığınız Molotof kokteyli, araçlarınızın üzerindeki ve etraftaki noktalardaki ağır makineliler sadece bir kaçı. Bu silahların kullanımı esnasında daha önce bazı oyunlardan aşina olduğunuz silahların bozulma, tutukluk yapması özelliği FarCry 2'de de mevcut. Diğer oyunların aksine daha gerçekçi olduğu da su götürmez bir gerçek. Ama bu bazen başınıza olmadık zamanlarda gelmesine engel olmuyor ve canınızı sıkabiliyor. Bu durumlarda katana ile başınızın çaresine bakmanız gerekiyor. Silah çeşitliliğinin fazlalığının yanı sıra gizli yerlerde sınırlı sayıda altın kaplama özel silahlar da sizi bekliyor. Bu noktada silah tasarımı, sesleri ve özelliklerine de değinecek olursam, son derece başarılı ve eksiksiz hazırlandıklarını rahatlıkla söyleyebilirim.
Bir diğer yenilik ise sağlık durumunuz ile ilgili, oyunda sağlık durumunuz etrafta bulacağınız küçük şırınga paketleri sayesinde gerçekleşiyor. 'H' tuşu ile sağlık durumunuzu iyileştirebiliyorsunuz. Sağlık durumunuz kritik seviyelere geldiğinde iyileştirmeniz esnasında küçük atraksiyon sahneleri sizleri bekliyor. Bazen kolunuza ya da bacağınıza giren kurşunu çıkarıyor, bazen de dönen bilek ya da omzunuzu yerine oturtuyorsunuz. Yetişemediğiniz durumlarda ise daha sonra değineceğim arkadaş sistemi sayesinde bir arkadaşınız size yardım ediyor ve oyuna kaldığınız yerden devam ediyorsunuz. Afrika'da yaşam kolay olmadığı ve karakterimiz de Malaria'ya maruz kaldığı zamanlarda bazen görmeniz ve duyu özelliğinizde bozulma oluyor ve ekran yeşil bir hale dönüyor. Bu esnada ise yine 'H' tuşu ile Malaria haplarından kullanarak sağlık durumunuzu düzeltebiliyorsunuz. Malaria haplarına ihtiyacınız olduğu zaman Underground HQ mekanlarında Father Maliya (Pala'da) ya da DR. Obua'dan (Port Selao'da) temin edebilirsiniz.
Sırada ise oyunun ekonomi sistemini oluşturan elmas konusu yer alıyor. Oyun boyunca ekonomik özgürlüğünüzü elmaslar sağlıyor. Elmaslar öyle ulu orta olmayacağı için, çetelerin konuşlandığı yerlerde gizli bölmelerde çanta içinde muhafaza ediliyor. Bulmanız için de GPS sistemini açıp yeşil sinyalin kuvvetlenmesini ve akabinde sesli uyarı almanıza kadar aramanızı gerektiriyor. Daha önce yön bulma konusundaki başarısızlık elmas bulma konusunda da devam ediyor. Yine kendimce bulduğum bir diğer çözüm ise sağa sola toslamadan yeşil sinyalin kuvvetlendiği noktalarda GPS sistemini kapatıp aramaya devam etmek, bu esnada GPS açık olmasa dahi elmasa yaklaştığınız da sesli uyarı alıyorsunuz, bu yüzden bulması daha kolay ve çilesiz bir hal alıyor. Zaten elmaslar genelde daha sapa, kulübe arkalarında ya da alt kısımlarda olduğundan buralara öncelik verirseniz bulmanız daha kolay olacaktır. Yine aldığınız ana ve yan görevleri tamamladığınızda alacağınız ek elmaslarda cüzdanınıza dahil oluyor. Peki, Afrika'da ne işe yarayacak bu elmaslar? Silah satın aldığınız noktalarda bulduğunuz elmaslar ile yeni silahlar alabiliyor ve bunları güvenli noktalarınızda temin edebiliyorsunuz. İlerledikçe kazandığınız bu elmaslar sayesinde araçlarınıza, sağlık durumunuza ve silahlarınıza ek özellikler de ekleyebiliyorsunuz. 'O kadar elmas buldum altıma bir Ferrari çekemedim, ne bunlar yahu!' diye sitem etseniz yeridir hani.
Oyunda görevleriniz ilerleyişinize bağlı olarak gelişiyor. İlk girdiğiniz şehirde tanıştığınız arkadaşlarınız vasıtası ile görev alıyor ve ilerliyorsunuz. Bulunduğunuz yere göre de bazen görevler size telefonunuz vasıtası ile de bildiriliyor bazen de haberleşmenizi sağlayan bölgeler arasındaki baz istasyonları vasıtası ile hacklenen bu bazı istasyonlarına ulaşıp görevi almanız gerekiyor. Bu kısımda görevler genelde çete başlarının saf dışı bırakılmasını, köprü ve araç uçurmayı, zaman zaman anlaşma yapmanızı konu alıyor. Aslında oyundaki görev çeşitliliği çok fazla değil bunun da oyunun aksiyon ruhuna olan bağlılığından dolayı tercih edildiğini düşünüyorum.
Oyunda övgüyle söz edilecek bir diğer nokta da kuşkusuz yapay zeka. Düşmanların tavırları, siper almaları ya da alternatif noktalardan size saldırmaları gayet başarılı bir şekilde oyuna aktarılmış. Başarılı bir şekilde sizinle mücadele etmeleri ve sizi zorlamaları övgüye değer. Orta zorluk seviyesinde dahi zorlanacağınız bölümler olacaktır. Bu esnada oyuna kaptırıp hızlı kayıt yapmayı da ihmal etmeyin.
Uzun bir oynanış serüveninin ardından kısaca konuya da değinecek olursak FarCry 2 ilk oyunun aksine Afrika iç çatışmalarını konu alıyor. Oyun boyunca bölgedeki kanlı elmas ticareti yapan ve bir biriyle sürekli mücadele içinde olan APR ve UFLL olarak ayrılmış iki çete ile mücadelenin yanı sıra asıl hedefimiz olan ve bölgenin ünlü silah tüccarı The Jackal'ı etkisiz hale getirmeyi görev ediniyorsunuz. The Jackal'ı etkisiz hale getirmek o kadar kolay olmadığından ve oyunumuzun asıl can alıcı kısmını oluşturduğundan Ubisoft oyuna yeni bir arkadaşlık sistemini de eklemekten kaçınmamış.
Bu sayede oyunda ilerleyişiniz hem kolaylaşıyor hem de tek başına mücadele edemeyeceğiniz noktalarda beklemediğiniz anlarda bu arkadaşlarınız sizlerin yardımına koşuyor. Tabi arkadaş kazanmak o kadar kolay değil bu devirde. Aldığınız görev ve ilerleyişinize bağlı olarak çetelerin elinde tuttuğu esirlerden ya da gittiğiniz mekanlarda sizden istedikleri yardımlar karşılığında bu arkadaşlara kavuşabiliyorsunuz. Her bölgede yer alan arkadaşlar farklılık gösterdiğinden bölgeler arasında ilerleyişiniz esnasında yardımcı olması amacıyla arkadaş bulmaya özen göstermenizde fayda var. Bazen sağlık durumunuz o kadar kritikleşecek, bacağınıza giren kurşunu çıkarmaya vakit bulamadan yere düşeceksiniz işte bu noktada bölgedeki arkadaşınız sizin yardımınıza koşacak ve oyuna kaldığınız yerden devam etmenize olanak sağlayacak. Tabi bu durum sadece sizin çıkarınız için de geçerli değil. Çatışmalar esnasında bazen arkadaşınız yardıma muhtaç duruma düşecek ve sizin onu kurtarmanız gerekecek. Keser döner, sap döner misali dikkatli olmakta fayda var. Ayrıca ilk girdiğiniz şehirlerdeki mekanlarda size güvenen kimse olmadığı için bu arkadaşlarınız size referans olacak.
Yine kazanacağınız bu güven ve kariyer benzeri 'Reputation' seviye sistemi ile bir nevi isim de yapmış olacaksınız. Bu sistem ile saygınlığınız artacak ve zamanla çekinilen bir adam olacaksınız. Başta dediğimiz gibi oyun tipik FPS oyunlarının dışında yeni birçok tadı oyuna dahil etmiş durumda. Bu noktada oyun hakkında anlatacak daha birçok ince detay mevcut. Ben oyunun ana hatlarını teşkil eden noktaları anlatmaya gayret ettim. Diğer kısımları ise oynadıkça sizlerin keşfedeceğini ve eğleneceğinizi düşünüyorum.
Gelelim oyunun meşhur grafiklerine. Oyunun grafiklerini Ubisoft'un geliştirdiği yeni Dunia grafik motoru işliyor. Artık âdet haline gelmiş Crysis ile olan grafik karşılaştırmasına da elbette değinmeden geçmeyeceğim. Crysis ile karşılaştırdığımızda kaplama ve detay olarak FarCry 2 geri planda kalıyor gibi görünse de kesinlikle Crysis kadar güzel bir görsellik vaat ediyor. Yansıtmak istediği Afrika ortamını kesinlikle çok iyi yansıtıyor. Bataklıklar, vahşi ortam, ağaçlar, Afrika'nın kendi özgü o kızıl rengi gayet güzel yansıtılmış durumda. Zaman değişimi esnasındaki gece gündüz değişimi ise kesinlikle görülmeye değer. Grafik konusunda FarCry 2'nin en başarılı bulduğum bir diğer özelliği ise ışıklandırma konusundaki başarısı. Oyunda ışıklandırmalar zaman kavramına bağlı olarak gerçek zamanlı bir şekilde oyuna yansıtıldığından bulunduğunuz ortamın her zaman dilimindeki görüntüsü ayrı bir güzel olmuş. Patlamalar ve efektler konusunda ise son derece başarılı olan FarCry 2 bu noktada Crysis'den geride kalıyor.
Peki, neden Crysis ile karşılaştırıyoruz? Çünkü oyunun ilk geliştiricisi Crytek, türü oyun dünyasına kazandıran ve FPS kavramına yeni bir soluk getiren de yine kendileri. O yüzden bu noktada karşılaştırılmak da elzem oluyor. Bir diğer karşılaştırmayı ise oyunun FarCry ile ayrılan noktalarına değinerek yapacağım. Oyun bir kere FarCry değil! Çünkü oyunun isim haklarını elinde bulunduran Ubisoft oyunun haklı potansiyelini kendini çekmek istiyor. Oyun satışlarındaki bu savaşı da göz önüne alırsanız haksız da sayılmaz. Eğer FarCry 2'yi Ubisoft başka bir isimle piyasaya sürmüş olsaydı çok daha fazla beğenileceğini de rahatlıkla söyleyebilirim. FarCry'ı beğenerek oynamış oyuncular ilk oyundan olan beklentilerini 2. oyundan da bekleyecekleri için, daha çok aksiyona dayalı bir oyun bekledikleri için de oyunu eleştireceklerdir. Başta da dediğim gibi eğer oyuna FarCry beklentilerini kenara bırakıp yaklaşırsanız, oyun daha çok zamana dayalı olduğu için başta oyuna bir şans verir ve sıkılmazsanız oyunu oynadıkça daha çok seveceğinize eminim. Yine bir başka güzel ayrıntı ise kısa sürede çok güzel haritalar hazırlayabileceğiniz ve eğlenebileceğiniz, harita editörü yer alıyor. Hazırladığınız haritaları isterseniz oyunun çoklu bölümünde veya kendi başınıza oynamak için kullanabilirsiniz.
Peki FarCry 2'nin olumsuz yanları neler? Bir kere bu tarz oyunlarda çok fazla sorun olacağı için bakınız STALKER'a, FarCry 2 bu noktada çok daha başarılı bir oyun. Oyunun çok kötü diyebileceğin tek yanı ise harita kullanımındaki başarısızlık. Buna da oyunu oynadıkça alıştığınız için sorun olmaktan zamanla çıkıyor. Oyun hakkında keşke şu özelliği de olsaydı çok daha güzel olurdu diyebileceğim bir kusur açıkçası bulamadım. Benim beklentilerimi fazlasıyla karşıladığını da söyleyebilirim. Eğer oyuna bir şans verip ön yargılarınızı bir kenara bırakırsanız, bu sene içinde çıkmış en iyi oyunlardan bir tanesi olduğunu göreceksiniz. Oyunsuz kalmayın, iyi eğlenceler.
Yazarlarımız ne dedi:
Emre Acar
Ubisoft, CryTek olmadan da iyi bir FarCry oyunu yapabileceğini kanıtlamış. Her ne kadar oyun fazlasıyla S.T.A.L.K.E.R. serisine benzese de oyunlarda pek sıklıkla kullanılmayan Afrika kıtası ile oyunculara değişik tatlar vermeye büyük ölçüde başarıyor. Ah bir de görevlerdeki çeşitlilik fazla olsaymış o zaman tam bir klasik olabilirmiş, ancak oldukça uzun süren tek kişilik senaryoya sahip bir oyunun görevlerinde çeşitlilik olmayınca insan ister istemez sıkılabiliyor. Ayrıca grafikler konusunda da birkaç sözüm olacak; FarCry 2'nin grafikleri her ne kadar muhteşem olsa da benim çok da hoşuma gitmedi. Kökeni PC olan bir oyunun devamı için bu grafik motoru oldukça konsolvari ve basit olmuş. Oyunun grafik motorunu CryTek'in veya id Software'in grafik motorları ile karşılaştırınca ne demek istediğimi rahatlıkla anlayabilirsiniz.
Son sözlerime gelecek olursam; Ubisoft, çoklu oyuncu modlarını yapmayı gerçekten de iyi biliyor hatta CryTek'ten de iyi biliyor. Çoklu oyuncu modları ve haritaları ilk oyuna göre oldukça zevkli ve kendisini oynatmayı başarıyor. Bunlara bir de marifetli ve kullanımı kolay harita editörü eklenince paket tam anlamıyla tamamlanıyor. Eğer FPS oyunlarından hoşlanıyorsanız bu oyunu mutlaka alın ve oynayın, pişman olmayacaksınız.
Turgut Uç
Uzun zamandır beklediğim ve bekledikçe artırdığım beklentilerimin tam karşılığını alamadığım bir yapım olmuş Far Cry 2. Daha önce hiç tatmadığımız yeni bir tat barındırmaması, en ilgi çekici kısmı olan atmosferinin monoton oyun yapısı nedeniyle sekteye uğraması en büyük eksileri. Ne kadar uğraşsam da kendimi bir türlü oyuna kaptıramamış olmam genel bir eksikliğin varlığına işaret diye düşünüyorum. Grafikleri ve özellikle sesleri ile üst düzey bir seviyede olan, ilginç atmosferi ve kaliteli oynanışı ile dikkat çeken bunun yanında insana devamlı bir şeylerin eksik olduğu hissini veren, büyük beklentileri tam olarak karşılayamamış bir yapım olmuş Far Cry 2. Bütün bunlara rağmen oynamalı mısınız? Kesinlikle!9/10
trgamer
Yorum (yok)
Yorum yaz!
Kalıcı Bağlantı
internetten para kazanma yolları
lütfen sağdaki sponsora tıklayın
1/12/2008

rothers in Arms serisinin üçüncü oyunu olan Hell's Highway uzun bekleyişlerin ardından piyasaya çıktı! Hell's Highway yapım aşamasının bu kadar uzun sürmesi ve belirtilen ilk tarihten itibaren birkaç kez ertelenmesinin ardından piyasaya bomba gibi düştü. Piyasa'da Call of Duty gibi bir rakibi varken başarısı ne kadar olur bilinmez fakat benim için Brothers in Arms serisinin ayrı bir yeri var. Eminim benim gibi birçok kişi taktiksel FPS'lerde çığır niteliğinde olan Brothers in Arms serisinin yeni oyunu Hell's Highway'i büyük bir hevesle bekliyordu. Brothers in Arms Hell's Highway bu beklentileri karşıladı mı tartışılır fakat Gearbox Software her zaman ki gibi iyi bir iş çıkarttı denebilir!
Giriş
Hell's Highway'de daha önceki Brothers in Arms oyunlarında olduğu gibi bir grup askerin lideri konumundayız. Diğer savaş oyunlarının aksine Brothers in Arms serisinde savaş en gerçekçi haliyle bize yansıtılıyor. Brothers in Arms serisi Call of Duty gibi terminatörümsü bir durumun aksine takım çalışmasına ve taktiklere dayalı olarak ilerliyor, bu nedenle savaşın ortasına pat diye giremiyoruz! Daha önceki Brothers in Arms serilerini oynayanlar bu konuda bir zorluk çekmeyecektir fakat benim hala anlayamadığım bir konu var. Almanların WW2 zamanında sesleri neden bu kadar cırtlak?
Konuya gelelim
Oyunun hikayesini tam olarak anlayabilmeniz için serinin eski oyunlarını da oynamanız gerekiyor. Hell's Highway bir nevi konu olarak devam niteliği taşıyor. Mareşal Bernard Montgomery WW2'nin sonlarında bir plan hazırlıyor ve bu plana göre havadan üç birlik indirilecek. Bu birliklerden ikisi Amerikan biriside İngilizlerden oluşuyor. Plana göre bu birlikler Hollandada düşman bölgesinin arkasına indirilicek. Bu birliklerden biri de biziz tabiki. Oyunda Matt Baker adlı karakteri yönetiyoruz.Oyundaki asıl amacımız Eindhoven adlı bölgeyi ele geçirmek ve güvenlik altına almak. Tabi bu görev yazıldığı kadar kolay olmasa gerek!
Psikolojik askerler
Brothers in Arms Hell's Highway seriye bir çok yeni özellik getiriyor. Artık yönettiğimiz grup sadece klasik askerlerden değil bazuka, sniper, machine gun, assault, base gibi gruplardan oluşuyor. Önceki Brothers in Arms oyunlarındaki gibi askerlerimize "Beni takip et" , "Burada kalın" gibi komutlar verebiliyoruz.Savaş taktiklerinide kuş bakışı bir kamera açısından verebiliyoruz fakat bu taktikleri gerçekten düşünerek vermemiz gerekiyor!
Oyunda başarılı olmak istiyorsak takımımızı iyi kontrol etmeyi bilmemiz gerekiyor.Savaşlar diğer Brothers in Arms oyunlarına göre çok interaktif olmuş, neredeyse çevredeki tüm objeleri kendimize bir siper olarak kullanabiliyoruz, bir varilin, kutunun, duvarın, çitin arkasına saklanabiliyoruz. Böylece savaş daha gerçekçi bir hal alıyor.Rainbow Six Vegas ve Gears of War oyunlarındada gördüğümüz bu sistem oyunda en çok kullanmamız gereken özellik haline gelmiş! Oyundaki 'Health' sistemi de değiştirilmiş, Call of Duty serilerinden hatırlayacağımız gibi vurulunca ekran kırmızıya dönüyor ve yaralandığımızı gösteriyor fakat hemen bir siper bulup saklanırsak canımız tekrardan düzeliyor ve eski haline geliyor. Böylece oyun bizi sürekli taktiksel oynayıp siper almaya zorluyor.
Oyun bu kadar geliştirilirken tabi düşmanların yapay zekasıda unutulmamış. Beni en çok etkileyen özelliklerden birisi artık düşmanlar çok akıllı ve sizi gafil avlayabiliyor. Düşmanlar sadece ateş etmekle kalmayıp saklanarak arkanıza kadar gelebiliyorlar! Bunun gibi detaylar sayesinde oyun daha bir hız ve gerçekçilik kazanmış.
Oyunun en büyük özelliği ise artık Brothers in Arms serisinde klasikleşmiş 'Pin-meter' özelliği. Düşmanınızı yoğun ateş altında tutabilirseniz 'Pin-down' oluyor ve düşmanınız saklanmak zorunda kalıyor Pin-meter yüksekte olduğu sürece düşman hatalar yapıyor ve saklandığı yerden çıkamıyor. Bu durum sizin askerlerinizinde başına gelebiliyor, bu yüzden savaş taktiklerini iyi ayarlamak gerekiyor.Düşmanların saklandıkları yerden çıkamamaları eskiden sıkıcı gelebiliyordu fakat şimdi eğlenceli bir hal almış çünkü neredeyse tüm siperler yıkılabiliyor.
Brothers in Arms'ın bize verdiği senaryolarda tank, sniper, machine gun kullanacağımız bir sürü görevler sunuyor. Tank kullanacağımız görevler oldukça zevkli adeta bir terminatör hissi veriyor. FPS oyunlarının vazgeçilmez silahı Sniper'ın kullanımı ise gayet kolay ve zevkli. Machine gun oyunda çoğu zaman karşımıza çıkıcaktır. Machine gun düşman askerlerinin Pin-meter seviyesini saniyeler içinde tavana vurduruyor böylece düşman askerleri siz Machine gun'ı alır almaz kaçmak zorunda kalıyor.
Oyuna yeni eklenen bir özellik ise şu sıralar moda olan "Slow Motion" ölümler. Örneğin çatışma sırasında bir düşmanı kafasından vurursanız düşman Slow Motion olarak yere düşüyor ve bu olay gayette güzel gerçekleşiyor.
Oyundaki deforme sistemine bakarsak gerçekten süper tasarlanmış. Saklandığınız her siper ,çevrenizdeki her eşya yıkılabiliyor. Binalarda yıkılma söz konusu değil fakat çok güzel sahneler ortaya çıkabiliyor. Tahtaların , çitlerin parçalanışını oturup izleyesi geliyor insanın.
Oyundaki detaylar oldukça fazla düşmanınızı yakından öldürürseniz silahın üstüne kan sıçraması gibi hoş detaylarda oyunda mevcut. Yanınızda bir arkadaşınız vurulursa Slow motion moda geçip onu yerden kaldırmak gibi detaylarda oyunda mevcut. Multiplayer mod klasiğin dışına çıkamıyor, FPS oyunlarında oynadığımız klasik modlar Brothers in Arms serisinde de bize sunulmuş.
Oyunda sol altta bir pusulamız var, sağ üst köşede ise verdiğimiz emirleri gösteriyor. Diğer FPS oyunlarının aksine hiçbir zaman elimizde tam bir bilgi yok ve pusulamıza göre giderken sivil halka sorular sormamız gerekebiliyor.
Oyundaki kan ve şiddet önceki serilere göre muhteşem bir şekilde arttırılmış. Attığınız bombayla düşman askerlerinin kopartamayacağınız yeri yok! Vurulunca çıkan kanda cabası...Oyun size şiddet olarak Rambo IV'ü hatırlatabilir ! Hatta Rambo IV'ün şiddeti bu oyunun yanında az kalır! Unutmadan bir not geçeyim, bu tip parçalanma olayları WW2 oyunlarına bir ilk. Oynanış hakkında yeterince konuştuk , grafiklere gelelim!
Savaşı bırak manzaraya bak! Brothers in Arms Hell's Highway'in grafiklerine gelirsek , oyun Unreal Engine 3 grafik motorunu kullanıyor.Oyunun geçtiği günlük güneşlik yerlerde manzara gerçekten muhteşem tasarlanmış insanın bazen silahı bırakıp manzarayı izleyesi geliyor. Her mekan birbirinden farklı, benzerlik oyunda söz konusu değil. Oyunun aman aman grafikleri olmasa da ses ve konuyla birleşince muhteşem bir atmosfer yaşatıyor. Grafikler genel olarak güzel fakat çiçeklere yaklaştığınız zaman 2D çiçekler insanın hevesini kaçırabiliyor, bina textureleri ne kadar güzel olsada yerdeki bitkiler, çiçekler gerçektende vasat. Bu tip detaylarda çevreye konulan koyunlarla biraz olsun örtülüyor! Evet yanlış duymadınız savaşın tam ortasında önünüzden koyun sürüleri geçebiliyor , aralarına bomba atmak bir hayli eğlenceli olabiliyor.Bu oyuncuya göre değişebilen bir eğlence tabi...
Yastık mı vurdum ben? Başlık sanırsam herşeyi anlatıyor, oyundaki fizik motoru bazen dengesizlikler yaşatabiliyor askerler sanki sert bir yastık gibi düşüyor yere. Örneğin bomba attığınız düşman askeri havada dönüyor ve bir yaprak gibi yere iniyor. Fizik bugları bu kadarlada kalmayıp bir duvara saklanmış giderken aniden sebepsiz bir şekilde ölebiliyorsunuz. Bu konuda çok acil bir patch gerekiyor. Oyunun en büyük eksiğinin bu olduğunu söylemek yanlış olmaz heralde. Slow Motion death özelliği ve kullanılan yoğun kan bu hatayı biraz olsun kapatıyor fakat yinede düşmanı anlının ortasından vurunca yükseklere havalanıp düşmesi garip birşey... Fizik sistemine tamamen kötü demek çok büyük yanlış olur ne kadar eksiği olsada bir o kadarda artısı var. Çitlerin parçalanması tahtaların kopması gerçekten çok hoş gözüküyor. Son olarak oyunun seslerine geçelim.
Hollywood filmiOyunun sesleri oldukça güzel, zaten FPS oyunlarında en çok dikkat edilmesi gereken unsurlardan biri sestir. Brothers in Arms sesleri sayesinde atmosferi çok iyi yakalıyor. Sesler tüylerinizi diken diken eden sahnelerle birleşince tadından yenmez bir hale geliyor oyun! Neden Hollywood filmi dedim, çünkü Brothers in Arms diğer FPS oyunlarına göre daha dramatik bir oyun Baker ara sahnelerde sürekli kaybettiği arkadaşlarından bahsediyor, bu adamları hayatta tutmalıyım gibi duygulu konuşmalar yapıyor.Henüz ağlayanı görmedim ama gaza geleni çok gördüm... Oyunun seslerinin güzel olmasının dışında konuşmalarda çok gerçekçi, fakat benim hala anlayamadığım konu Almanların sesleri WW2 zamanında niye bu kadar cırtlak?
Son sözBrothers in Arms Hell's Highway bu kadar ertelemeye ve gecikmeye rağmen kesinlikle oynanması gereken doyurucu bir oyun. Call of Duty gibi bir rakibi varken Multiplayer modu ne kadar tutar bilinmez fakat taktiksel FPS seven oyuncular için bayram niteliği taşıyan bir oyun.
trgamer
Yorum (yok)
Yorum yaz!
Kalıcı Bağlantı
internetten para kazanma yolları
lütfen sağdaki sponsora tıklayın
1/12/2008
erli Kardeşler'in Far Cry ile FPS oyunlarına getirdiği heyecan ağzımızda farklı bir tat bırakmıştı. Artık karşına çıkanı vur, koşa koşa hedefine ilerle anlayışı bir FPS oyunu için yetersiz kalıyordu bizim için. Tam Far Cry�daki bu tadı hiçbir oyunda bulamayacağız derken Yerli Kardeşler yaptıkları bir açıklamayla bizi heyecan dolu bir bekleyişe sürükledi. Crysis'ti bu açıklanan oyun. Grafikleriyle, oynanışıyla ve senaryosuyla FPS tarihinde bir çığır açmasını bekledik hep birlikte. Bekleyiş sona erdiğinde gördük ki gerçekten vaat edilen birçok deneyimi Crysis�ile yaşamıştık. Oyunun tamamen Türkçe destekli olması göğsümüzü kabartmış ve ilk defa dünya çapında başarılı bir oyunu oldukça profesyonel seslendirmeler ile Türkçe olarak oynamıştık. Crysis de aynı Far Cry gibi ağzımızda farklı bir tat bırakmayı başarmıştı ve birçok oyun sever Crysis 2'nin bilgisayarlarımıza geleceğinden emindi. Fakat beklenen tam olarak gerçekleşmedi. CryTek yaptığı açıklama ile Crysis 2'nin yapımının başlatılıp başlatılmayacağına dair verecekleri kararın, CryEngine ile geliştirdikleri yeni oyunun başarısına bağlı olacağını söyledi. Böylece Crysis Warhead(CW) biz oyuncuların karşısına geldi.

Crysis Warhead�in başrolünde Michael Sykes ��Psycho�� yer alıyor -Benim de kurallarım var! (Psycho)Crysis'te biz, Nomad ile aksiyon, macera ve heyecan dolu dakikalar yaşarken çok değerli(!) ekip arkadaşımız Psycho�da görevden göreve koşuyordu hatırlayacağınız üzere. CW'de ise Crysis'in senaryosunu bir de Bahtiyar Engin tarafından seslendirilen Psycho�nun gözünden yaşama fırsatı buluyoruz. Karakter yapısı olarak Michael Sykes asi, kendi kurallarını uygulayan, genelde emirlere pek aldırış etmeyen bir asker. Girdiği çatışma ne kadar büyük olursa olsun Psycho korkusuz, cesur ve daima atılgan tavırlar sergiliyor. Psycho ile olan yolculuğumuz Nomad ile Kore Halk Ordusu(KHO)'na karşı savaştığımız adanın diğer tarafından bir Kore savaş gemisinin Amerikan uçakları tarafından bombalanması ile başlıyor. Bu olaydan hemen sonra ormana doğru ilerleyen askeri bir konvoya katılıyoruz ve konvoyu gece boyunca Albay Lee'nin birliklerinden koruyoruz. Böylece aksiyon ve heyecan dolu bir maceranın ortasında buluveriyoruz kendimizi.
CW�in oynanışı Crysis ile tamamen aynı. Neredeyse her FPS oyununda aynı olan, artık aşına olduğumuz kontroller CW için de geçerli tabi ki. Oyun sırasında Crysis'de olduğu gibi sürekli görevler alıyoruz ve bu görevleri yerine getirmeye çalışıyoruz. Görevleri yerine getirirken bize dikkat etmemiz gereken noktalar belirtiliyor fakat bu tavsiyelere uymak ya da uymamak tamamen bize bırakılıyor. Bir görev bölgesine hızla ilerlerken karşımıza çıkacak olan düşmanlar ve bu duruma karşısında yapmamız gerekenler hakkında tavsiyeler alıyoruz. Fakat bu tavsiyeler uymak ya da uymamak tamamen bize kalmış. Düşmanları ister söylenenleri yaparak savuştururuz istersek kendi belirlediğimiz bir strateji ile(tabi yeterince cesursak ya da düşük bir zorluk derecesinde oynuyorsak) Bu durum oyunun tekdüze olmasının önüne geçiyor ve oynanabilirliği arttırıyor. Oynanabilirlik demişken, Crysis bu konuda yeterince başarılı. Arka arkaya gelen görevler ve olabildiğince sürükleyici hazırlanan senaryo oyuncunun bir çırpıda oyuna bağlanmasında önemli rol oynuyor. Eğer olur da oyundan sıkılıp bilgisayarın başından kalkarsanız, bir süre sonra aklınıza tekrar Psycho gelecek ve hemen bilgisayarınıza koşacaksınız emin olun. Bir oyunun biz oyuncuları ekran başına çivilemesi için senaryo işleyişinin akıcı ve dengeli hazırlanmış olması gerekir. Yani senaryoda hızlı geçen, oyuncuyu yoran aksiyon açısından dolgun bölümlerin ve araştırmaya, olayların gidişatını anlatmaya yönelik bölümlerin dengesinin tutturulması konusu oyunun oynanabilirliğini oldukça etkiler. CW bu konuda Crysis'ten sonra bir adım daha ileri gitmiş. CW�in atmosfer konusunda da Crysis�den bir adım daha ileri gitmiş diyebilirim rahatlıkla. Bu etkileyici atmosfer sayesinde Psycho�nun karakter yapısındaki asiliği senaryo ilerledikçe onunla paylaşıyor bire bir yaşıyoruz. Bir süre sonra bakıyoruz ki biz de nerede bir aksiyon varsa ayni Psycho gibi ortasına dalmışız.
Aramıza Yeni KatılanlarCW'de Crysis'deki silahların yanı sıra grenade launcher, tankları patlatmamıza çok yardımcı olan mayınlar gibi birkaç yeni silah bulunuyor. Silahlar Crysis'de olduğu gibi modifiye edilebilirliğini koruyor. Oyun içinde klavyenizin "C" tuşuna basarsanız Psycho silahı kaldırıyor ve istediğiniz gibi modifiye edebiliyorsunuz. CW'de yeni silahlar olduğu gibi yeni(hovercraft çok hoş olmuş) araçlar da mevcut. Araç kullanımında da gözle görülür gelişmeler olduğunu söylemeden geçemeyeceğim. Ayrıca CW, 7'si yeni olmak üzere 21 harita içeriyor.
Oyundaki düşmanların yapay zekâlarının iyi olduğu su götürmez bir gerçek, fakat bazı sorunlar yaşanmıyor da değil maalesef. Zaten sık yaşanmayan bu sorunları her oyunda görülebilecek hatalar olarak değerlendirerek göz ardı edebilirsiniz. Ne demişler "istisnalar kaideyi bozmaz".
Teknik DetaylarCrysis�in en büyük eksisinin optimizasyondu. CryTek çalışanları bu konuyu atlamamışlar ve CW için oldukça başarılı bir optimizasyon çalışması ortaya koymuşlar. Bu optimizasyonun en önemli kısmı oyunun artık DirectX 10'a gerek duymaması olsa gerek. Artık DirectX 9.0c(Shader Model 3.0 destekli ekran kartı) kullanıcıları da Crysis'deki harika patlama, post processing vb efektleri görebilecekler. DirectX 9.0c destekli ekran kartı ile Crysis�i oynayan oyuncularun hatırlayacağı gibi oyunun sistem ayarlarına girildiğinde "En İleri" seçenekleri açık değildi. Bu durum CW'de böyle değil ve tüm efekt seçenekler seçilebilir olarak görünüyor. Tabi bu efektleri tam olarak görebilmek için ekran kartınızın grafik işlemcisin ve video raminin iyi olması gerekiyor. Eğer yeterli bir sisteminiz varsa CW size Crysis�de olduğu gibi(hatta daha da iyi) görsel bir şölen sizleri bekliyor. Sisteminiz açıklanan minimum sistem gereksinimleri ile eşdeğer ise tüm sistem ayarlarını "Performans" seçeneğine getirmenizi öneririm.
Oyunun sesleri de bu görsel şölene uygun olarak hazırlanmış. CryTek yine kendini aştığını özgün müzikleri ve başarılı karakter seslendirmeleri ile bizlere bir kez daha gösteriyor. Karakterlerin Türkçe seslendirmelerinde ise Crysis�teki profesyonellik korunmuş. Böyle bir oyunu Türkçe oynamanın zevkinin bambaşka olduğunu aslında söylememe gerek yok ama, 18 yaşından küçük oyuncular için bir ekleme yapmak istiyorum. Türkçe seslendirme konusunda hiçbir sansüre gidilmemiş ve diyaloglar birebir çevrilmiş, bunların içine kötü sözler(!) de dahil.
CryEngine 2�nin fizik motoru oldukça başarılıydı zaten. Diğer her konuda(grafik, optimizasyon vs...) olduğu gibi fizik modellemesi de bir adım daha ileri götürülmüş. Sistem seçeneklerinden nesne kalitesini ve fizik kalitesini ��En İleri�� olarak ayarladığınızda etrafınızdaki objelerin sayısı ve fiziksel etkileşimleri artacaktır. Bu fiziksel etkileşimlerde meydana gelen hatalar oldukça aza indirilmiş.
Crysis 2 Geliyor Musun?Peki, bu oyun tamamen mükemmel mi? Elbette hataları ve eksiklikleri var, ama ince detayları sorun ederek başarılı bir yapımı karalamak pek hoş olmasa gerek. Fakat şunu söylemeden geçemeyeceğim, oyun oldukça kısa. Bunu bir eksi olarak saymamak gerekir, zira eğer daha fazla görev eklenerek oynama süresi uzatılmaya çalışılsaydı pek çok oyuncu bundan sıkılacak, belki de oyunun sonunu getiremeyecekti bile. CW'i tadıyla oynamayı ve biraz daha uzun sürmesini istiyorsanız en azından %75 zorluk seviyesinde oynamanızı tavsiye ediyorum. Bakalım CW'in satış başarısı yapımcıları Crysis 2'yi geliştirmeye ikna edecek mi? Bunu hep beraber göreceğiz. Herkese iyi oyunlar.
trgamer
Yorum (yok)
Yorum yaz!
Kalıcı Bağlantı
internetten para kazanma yolları
Güncel Sayfa:1 Toplam:11
|
Sonraki Sayfa
« Önceki -
Sonraki »
internetten para kazanma yolları